
Burdur’un Ağlasun ilçesinde bulunan Sagalassos çok duyulmasa da aslında çok önemli bir geçmişe sahiptir. İlk yerleşimi Frigler başlatmış daha sonra Lidyalılar, Persler arkasından Helenistik dönem ve Romalılar, Selçuklularla devam etmiştir. Sagalassoslular M.Ö. 3’üncü bin yılın sonlarında Batı ve Güney Anadolu’da yaşayan Luvi kabilelerinin bir kolu olan Pisidia halkından olduğu bilinmektedir. Çağlar boyunca çeşitli dönemlerde yerleşimlerin devam ettiği bilinen Sagalassos, Helenistik dönemden başlayarak Anadolu topraklarındaki en önemli seramik üretim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Yıllarca önemini zenginliğini koruyan Sagalassos, Roma dönemiyle altın çağını yaşamış yaşamıştır. Fransız gezgin Paul Lucas tarafından 1700 yılların başında ilk tespit yapılan Sagalassos ilk kazı çalışması 1989 yılında başlamıştır.
Sagalassos antik kentini gezmeye başlamadan önce ise, kent haritasına bakarak rotamızı belirlemenizi öneriyoruz. Çünkü kent geniş bir alana yayıldığı için rota tespiti yapılıp kentin gezilmesi daha akıllıcı çözümün olacağını belirtmek isteriz. Kent girişin sağ tarafında yer alan ve dönemin imparatoru Marcus Aurelius’un ve soylularının yaşadığı Kent konakları, aşağıda hamam, kireç ve metal fırınları, aşağı agora (çarşı), çeşme ve odeon, daha yukarıda, kuzeye doğru ilerledikçe konutlar, sağ tarafta tiyatro, Neon kütüphanesi, Helenistik çeşme, seramik üretim merkezi, şehrin merkezinde yukarı agora, meclis binası, kilise, sol üst tarafta Heroon, tapınak ve Cladius kapısı bulunmaktadır.
Kentin içinde dolaşmaya başladıkça, kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin ihtişamı sizleri gezdikçe büyüleyecek. Örneğin; Hadrianus dönemine ait aşağı Agora çeşmesi arkasındaki Odeon’un gösterişsiz cephesini gizlemek amacıyla inşa edilmiş. Bir cephesi yaklaşık 9000 bin kişilik tiyatroya bakmaktadır. Sagalassos tiyatrosunu diğer antik kentlerdeki tiyatrolardan ayıran en önemli özellik, dünyanın en yüksek rakımlı yerine konumlandırılmasıdır. İki kademeli sahne yapısının birçoğu hala ayakta kalmayı başarmış yapılar arasında görülmektedir.
Kentte en etkileneceğiniz yer “Antoninler Çeşmesi” dir. Marcus Aurelius döneminde inşa edilen bu çeşme bir deprem sonrası tahrip olmuş ve onarım sırasında başka yerlerden getirilen malzemelerle burada kullanılmış ve ayağa kaldırılmıştır.
Çeşmeleriyle ün salmış olan Sagalassos’da da diğer antik kentlerde olduğu gibi hamam kültürü şehrin önemli dokularından birisidir. İlk imparatorluk döneminde yapılan kent hamamı daha sonraları devasa bir imparatorluk hamamı yapısına katılmıştır. Kentin en çok su tüketiminin gerçekleştiği Sagalassos hamamı, Anadoluda yer alan Roma stilindeki en eski hamam olarak ayrıca önem taşımaktadır. Hamamda yapılan kazılarda 5 metre boyundaki İmparator Marcus Aurelius, İmparator Hadrian heykelleri gibi önemli eserler ortaya çıkarılmıştır. Dans eden kızlar frizlerinin yanı sıra zafer tanrıçası Nike, Dyonisos, Nemesis, Asklepios ve Kronis heykelleri antik kentten çıkarılan eserler arasındadır.
Romalıların idaresi altına giren diğer yerleşimlerde olduğu gibi Sagalassos’da da mimari ve kültürel açıdan imparatorluğun kalıcı izleri fazlasıyla görmek mümkün. Yolunuz Burdur’dan geçiyorsa bu antik kenti ve Burdur Müzesini yerinde gezip görmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.



















